Birçok insan gibi, yaşadığımız hayatın çok hızlı, çok parçalı ve bir insan hayatını bütün hissettiren şeylerden çok kopuk hale geldiğini hissetmeye başladık.
Bir kriz içinde değildik. Mutsuz değildik. Ama farklı bir tür hayatın mümkün olduğuna dair büyüyen bir his vardı içimizde — daha fazla arazi, daha fazla doğa, daha fazla zaman ve gelecekle farklı bir ilişki içeren bir hayat.
Aramaya başladık. Ne bulacağımızdan ya da nerede bulacağımızdan emin değildik.
Varna bölgesindeki köylerden araba ile geçerek vakit geçirdik — sadece araziye değil, hayatın hâlâ yaşandığı yerler olarak köylerin kendisine de dikkatle bakarak.
Çoğu çok sessizdi. Bazıları çarpıcıydı. Çoğunda huzurdan çok yokluğu andıran belirli bir sessizlik vardı — kimsenin olmadığı sokaklar, kapalı panjurlu evler, bakımsız bahçeler. İnsanların çoktan gittiğini hissettiren bir güzellik.
Venelin'e ilk kez vardığımızda, hemen bir şey fark ettik.
Sokakta insanlar vardı. Evlerinin önünde oturan yaşlı erkekler. Bisikletli çocuklar. Bahçesindeki bir kadın. Yolun karşısından gelen bir sohbet sesi. Güneşte uyuyan bir köpek.
Tamamen sıradandı. Ve bu sıradanlık, aradığımız şeyin tam olarak bu olduğunu hissettirdi. Köy hayatı burada bir anı değildi. Hâlâ mevcuttu, hâlâ gündelikti, hâlâ gerçekti.
İkimizden biri Türkçe konuşuyor. Bulgaristan'ın bu bölümünde — Varna ili ve çevresindeki köylerde — yaşlı sakinlerin çoğu Türkçeyi ana dilleri ya da en rahat konuştukları dil olarak kullanıyor. Bu, bölgenin tarihsel ve kültürel dokusunun bir parçası.
Yaşlı komşularla doğrudan konuşabilmek, insanların bizi nasıl karşıladığını değiştirdi. Bu, aksi takdirde mümkün olmayacak sohbetleri açtı. Geçip giden yabancılar olarak değil, gerçekten anlamaya çalışan insanlar olarak gerçek sorular sorabildik ve dürüst yanıtlar duyabildik.
Erken bir dönemde, köy ofisine gidip kendimizi muhtara tanıttık. Ona doğrudan, buraya yerleşmek isteyen yabancılar hakkında ne düşündüğünü sorduk — turist olarak değil, arazi satın almak, bir ev inşa etmek ve köyün bir parçası olmak isteyen insanlar olarak.
Karşılayıcıydı. Köy hakkında, halkı hakkında ve geleceği için umduğu şeyler hakkında dürüstçe konuştu. Bu sohbet bizim için beklediğimizden daha önemliydi.
Arazimizi bulduk. Yavaşça, pratik bir şekilde, acele etmeden başladık — bunun gibi bir şeyin yapılabilmesinin tek yolu bu.
Araziyle başladık. Ardından bahçe geldi, ilk planlar, ilk pratik dersler, gerçek bir köyde yavaşça bir hayat kurmanın ne anlama geldiğine dair ilk kavrayış.
Ticari bir proje yaratmıyoruz. Burada kendi hayatımızı kuruyoruz.
Bu web sitesi, başkalarının da benzer bir şey arıyor olabileceğine inandığımız için var.
Ancak çok sonra, bu yerin bize çocukluğumuzda uzun zaman önce okuduğumuz bir hikâyeyi hatırlattığını fark ettik — Ay Vadisi Jack London'ın kaleminden — bir ev kurabilecekleri, yiyecek yetiştirebilecekleri ve doğaya daha yakın, daha sade bir hayat yaratabilecekleri bir vadi arayışında seyahat eden insanlar hakkında. O zamanlar bu sadece bir hikayeydi. Yıllar sonra, sebzelerin ve çiçeklerin yan yana büyüdüğü Venelin'de dururken, bu bağlantı birdenbire çok gerçek hissettirdi.
Bir yer bulmanın sadece pratik bir karar olmadığını biliyoruz.
Aynı zamanda değerler, zamanlama, içsel hazır oluş ve bir kişinin kurmak istediği hayatın türü meselesidir. Hikâyemizi, Bulgaristan'ın kırsalını araştıran insanların Venelin'i kendi gözleriyle görmeye değip değmeyeceğini hissedebilmeleri için paylaşıyoruz.